Sperm ve Yumurtadaki Muhteşem Uyum


yumurtavesperm.jpg

İlk başta konuya girizgah olması mahiyetiyle Bediüzzaman Said Nursi ile Kastamonu’da ona soru sormaya gelen lise talabeleri arasında geçen diyaloğu alıntılayarak konuya giriş yapmak istiyorum:

Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. “Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar” dediler.

Ben dedim:

Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.(1)

İnsanın yaratılış öyküsü, birbirinden çok uzak iki ayrı yerde başlar. İnsan, kadın ve erkek bedeninde birbirinden tümüyle bağımsız olarak oluşan, ama birbiriyle tümüyle uyumlu olan iki ayrı özün birleşmesiyle hayata adım atar. Erkek bedeninde oluşan spermin erkeğin isteği ya da kontrolü ile oluşmadığı ortadadır, aynı kadın bedeninde oluşan yumurtanın kadının isteği ya da kontrolü ile oluşmadığı gibi. Onların bu oluşumlardan haberi bile yoktur. Ancak bunların birbirlerine tam uyumlu olmaları, birazdan göreceğimiz gibi, insanın yaratılmış olduğunun kesin birer kanıtıdırlar.

spermatogenesis.jpg

  Testislerde dakikada ortalama 1000 adet üretilen spermler, erkek vücudundan kadının yumurtasına doğru yapacakları yolculuğu “biliyormuşcasına” özel bir dizayna sahiptirler. Sperm, baş-boyun-kuyruk parçalarından oluşur. Kuyruk, spermin bir balık gibi ana rahminde ilerlemesini sağlar. Bebeğin genetik şifresinin bir bölümünü barındıran baş kısmı ise özel koruyucu bir zırhla kaplanmıştır. Bu zırhın faydası ana rahmine girişte anlaşılacaktır. Rahimdeki ortam, annenin mikroplardan korunması amacıyla son derece asidiktir. Baş kısmındaki zırh bu aside karşı korunma sağlar. Spermin, bu asidin varlığını bilen “bir irade” tarafından koruyucu zırhla kaplanmış oludğu son derece açıktır. Spermler bunu milyonlarca yıl süren denemeler sonucunda başarmış olamazlar, hiçbir spermin edindiği bilgileri iletmek üzere erkek vücuduna geri döndüğü görülmemiştir çünkü! (Zaten böyle bir durum söz konusu olsaydı bile, geri dönen bir sperm testislere gelerek “anne rahminde geçtiğimiz yolda bir asit var, ona göre yeni spermleri zırhla kaplayın!” gibi bir komut veremeyecekti.)

Bu sırada anne vücudunda da, yine annenin hiçbir isteği yada kontrolü olmadan yumurta hücresi üretilmiştir. Yumurtalıklardan yola çıkarak fallop tüpü adı verilen bir bölgeye ulaşır ve spermlerin gelmesini beklemeye başlar. Ancak pasif bir bekleyiş değildir bu. Bekleme sırasında özel bir sıvı salgılar ve spermler de işte bu ‘‘fertizilin‘‘ adı verilen  sıvı sayesinde bir tuz tanesinin ancak yarısı kadar olan yumurtayı bulurlar. Dikkat edelim: Yumurta “salgılamaya başlar” derken bir insandan ya da gelişmiş bir bilgisayardan bahsetmiyoruz. Bu ufacık protein yığınının “kendi kendine” böyle bir şeye “karar vermesi”, dahası spermi kendine çekecek bir kimyasal bileşim hazırlayıp salgılaması inanılır şey midir?

Özetle, vücudun üreme sistemi özellikle yumurtayla spermi buluşturacak şekilde hazırlanmıştır. Ve kadın üreme sistemi spermlere, spermler de kadın vücudundaki ortama uygun olarak yaratılmıştır.

Yumurtayı dölleyecek sperm yumurtaya yaklaştığında yine yumurtanın salgılamaya “karar verdiği” ve sperm için özel olarak hazırlanmış bir sıvı, spermin koruyucu zırhını eritir. Bunun sonucunda da bu kez spermin ucunda olan ve yine özel olarak yumurta için hazırlanmış bulunan eritici enzim kesecikleri açığa çıkar. Sperm yumurtaya ulaştığında bu enzimler yumurtanın zarını delerek spermin içeri girmesini sağlarlar.

Şimdi buraya kadar anlattıklarımızı bir düşünelim.

1) İki ayrı insanın vücudunda iki ayrı üreme sistemi oluşuyor.

2) Erkeğin vücunda üretilen sperm, hayatında hiç görmediği kadın vücudundaki ortamı “biliyor” ve bu yüzden özel bir zırhla kaplı. Sperm, geçeceği ortamın asidik olduğunu, buna karşı kendisini koruyacak zırhı nasıl üreteceğini nereden biliyor?

3) Kadının vücudunda üretilen yumurta ise, gelecek olan spermleri hayatında hiç görmediği halde, onlara yol göstermek amacıyla bir sıvı salgılıyor. Spermlerin geleceğini nereden biliyor? Onları çekecek karışımdaki sıvıyı üretmeyi nasıl başarıyor?

4) Yumurtaya ulaşan sperm, yumurtanın bir sıvı salgılayacağını ve böylece zırhının eriyerek özel enzim keseciklerinin serbest kalacağını nereden duymuş? Bu keseciklerin yumurtanın zarını deleceğini nasıl bilebiliyor? Yumurtanın bir zarı olduğunu nereden biliyor?

5) Yumurta kendisine ulaşacak spermlerin taşıdığı enzimleri kimden haber almış? Bunların açığa çıkması için zırhın erimesi gerektiğini ona kim haber veriyor? Bunun için gereken eritici sıvıyı salgılamayı nasıl başarıyor? Formülü nasıl hesaplıyor?

Elbette az bir kısmını anlattığımız insanın üreme sisteminin olağanüstü özellikleri daha yüzlerce sayfa doldururdu. Ancak yukarıda açıkladığımız bir iki aşama dahi bizlere erkek ve kadının tam olarak birbirlerine uygun yaratıldığını, her ikisinin de, her ikisini de bilen bir varlık tarafından “dizayn edildiğini” açıkça göstermektedir. Evrim teorisinin yegane mekanizmaları olan doğal seleksiyon ve mutasyon, bu anlattıklarımızı izah etmekten çok uzaktır. Bu anlatılanların tesadüflerle meydana gelemeyeceği her şuurlu insan için çok açık bir gerçektir. Ortada somut bir dizayn etme ve biçim verme, somut bir yaratılış vardır.


Size düşünecek olanın, düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? (2)


  1. Asa-yı Musa/Birinci Kısım/Altıncı Mesele
  2.  Fatır, 37
Reklamlar

3 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. suleteker dedi ki:

    Ateist söylemlere Kanıtlarla işaretlerle cevap vermeye gayret ediyoruz. Ne var ki deistlere cevap yetiştirmekte zorlandığımız kesin. Yaratıcıyı kabul eden ancak dinlere inanmayan bu kesimin sorduğu ve mantık ile izahını istediği sorulardan birkaçı şu mesela:
    Hz.Musa Kızıldeniz’i ortadan yarabiliyor, Firavun’a neden bir şey yapamıyor?
    Hz.İsa ölüleri diriltme mucizesi bahşedilmiş bir peygamberken , kendisini neden koruyamadı veya diriltmedi

    Beğen

    1. enfalmirac dedi ki:

      Mucize, peygamberlik davasını ispat ve inkârcıları ikna etmek içindir, inanmaya mecbur bırakmak için değildir. Öyleyse peygamberlik davasını işitenlere ikna edici bir mucize göstermek lâzımdır. Aynı mucizeyi bütün âleme göstermek veyahut herkesi iman etmeye mecbur bırakır derecede bir açıklıkla ortaya koymak, Hakîm-i Zülcelâl’in hikmetine zıt olduğu gibi, imtihan sırrına da terstir. Çünkü imtihan sırrı, “akla kapı açmayı, iradeyi elden almamayı” gerektiriyor.
      Yani Hz.Musa’nın amacı Firavunu mağlup etmek değildi, O sadece uyarıcı olarak Firavuna gitmişti ve zor durumda kaldıklarında Allah(cc) onların yardımına yetişti ve asasını vurup denizi yarmasını istedi…Yani Peygamberlerin elinde sihirli bir değnek yoktu ki istedikleri zaman istedikleri mucizeyi gösterebilsinler…Aksine Peygamberlere gelip mucize isteyenlere peygamberlerin cevabı ‘’Ben sadece bir uyarıcıyım güç ve kudret Allah’ındır demişlerdir’’ kısacası Allah(cc) istediğinde mucize gösterebilmişlerdir….Son olarak deistlere göre madem bir yaratıcı var Kuran-ı Kerim Hz.Muhammet(sav)’in Allah’ın elçisinin olduğunun delilidir….Kuran’ı Kerim’in hak kitap olduğunu kanıtlamak için de bilimsel mucizelerine bakmalıyız(Evrenin genişlemesi, Dünya’nın şeklinin geoid olması, zamanın izafiliği v.s. gibi)..Çünkü bilim çağında yaşıyoruz insanları ancak bilim vasıtasıyla ikna edebiliriz…Bu konuda ‘’Kur’an Hiç Tükenmeyen Mucize’’ adlı kitabı size öneriyorum okudukça Kuran-ı Kerim’in hak kitap olduğuna dolayısıyla da Hz.Muhammet(sav)’in Allah’ın Rasulu olduğuna ve Deizmin yanlış bir inanç sistemi olduğunu fark edeceksiniz…

      Liked by 1 kişi

  2. Geri bildirim: tabletkitabesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s